|
Yeme insan hayatında vazgeçilmez bir davranıştır. İnsan yaşamı için
mutlak gereklidir. Her kültürde kendine özgü yemek zevki, yemek anlayışı
vardır. İnsanlar bu davranışa yoğun ilgi gösterirler ve üzerinde oldukça
ilgi vardır. Dünya da yemek yemenin ve yemenin sonucu oluşan fazla
kilolardan kurtulmanın ekonomi dünyasında milyonlarca dolarlık piyasa
payı vardır. Yiyecek ve yemeğe yönelik bu yoğun ilgi dikkate
alındığında, insan davranışının bu yönünün bir bozuklukla bağlantısı
olmaması kaçınılmazdır.
Klinik olarak çok eskilerden beri yemeye karşı bazı bozukluklar belirgin
olarak görülsede DSM'de ilk olarak 1980 yılında alt kategori olarak yer
almıştır.
Sayfalarımızda yeme bozuklukları başlığı altında iki önemli
sendromdan, anoreksiya nervoza ve bılimiya nervoza'dan bahsedicez.
Ruhsal bozukluklara bağlı aşırı yeme ve kusmadan da bu başlık altında
kısaca bahsedicez.

Anoreksiya Nervosa
Anoreksiya
Nervosa bireyin beden imgesinin (kendi bedenini algılamasının) bozulması
ve sonuçta kendisini kilolu algılaması, beslenmeyi reddetmesi, bu
nedenlerle de aşırı kilo kaybına uğraması olarak tanımlanabilir. Kişi bu
kilo vermeye kendi isteği ile başlar ve sürdürür. Anoreksiya’nın sözlük
anlamı iştah kaybıdır. Nervosa ise sözlük anlamı olarak emosyonel
(duygusal) nedenlere işaret etmektedir. Aslında hastalığın ismi kendisi
ile zıtlık taşımaktadır çünkü pek çok anoreksiya hastası yemeye karşı
ilgisini ve iştahını kaybetmez. Tam tersi, kendileri yememelerine rağmen
iştahları açıktır ve sürekli olarak yemekle ilgilenirler: yemek
tarifleri okuma, ailelerine özenle yemek hazırlama gibi. Ancak hastanın
yemek yemeyi ısrarla reddetmesi sonucu gelişen kilo kaybı yaşamını
tehdit edecek düzeye ulaşabilir. Ruhsal bozukluklar içinde ölümle
sonuçlanabilecek nadir bozukluklardan birisidir Anoreksiya Nervosa.
Bir kişiye
Anoreksiya Nervosa tanısı konması için hastada DSM-IV kriterlerinden en
az dördünü karşılaması beklenir. Öncelikle, kişi normal ölçülerde kiloyu
devam ettirmeyi reddeder. Bu durum şu şekilde değerlendirilir; kişinin
kilosu, yaşı ve boyuna göre normal sayılan ağırlığın %85’inin de
altındadır. Kilo kaybı genellikle diyetle gerçekleşir ancak beraberinde
kendi kendini kusturma, laksatifler (müshiller) yada diüretikler (idrar
söktürücüler) kullanma, yoğun egzersiz ve spor yapma gibi yöntemler de
denenebilir. Diğer bir kriter; kişinin vücut ağırlığı düşük olduğu halde
yine de kilo almaktan aşırı korkması ve bu korkunun kilo kaybını daha da
arttırmasıdır. DSM-IV ‘de yer alan üçüncü kriter kadınlarda görülen
amenoredir (adet yokluğu veya kesilmesi). Anoreksiya hastalarında
ardarda en az 3 menstruel siklusun olmaması önemlidir. Dikkat edilmesi
gereken son kriter ise anoreksiya hastalarının vücut ağırlıklarını,
biçimini ve görünümünü algılamalarının bozulmasıdır. Bu hastalar; aşırı
sıska oldukları durumlarda dahi kilolu olduklarında ısrar edebilirler
veya bazı vücut bölgelerinin görünümleri ile ilgili şikayetleri
olabilir(karınları, bacakları, kalçalarının kalın olduğundan yakınma
gibi). Şiddetli kilo kaybı görüldüğü durumlarda bile herhangi bir
problem yaşadıklarını yadsıyabilirler. Vücut ölçülerini kontrol etmek
üzere sürekli tartılırlar, bölgesel ölçümlerini alırlar veya aynada
kendilerini seyreder ve eleştirirler. Bu bireylerin benlik algısı
tamamen vücutlarının görünümü ile bağlantılıdır.
DSM-IV
Anoreksiya Nervosa’yı iki alt tipe ayırmaktadır. Kısıtlı tipte kişi yeme
düzenine kısıtlamalar getirmektedir. Tıkanırcasına yeme/çıkartma tipinde
ise kişi dönemler halinde tıkanırcasına yeme ve sonrasında çıkartma veya
laksatifler kullanma gibi davranışlar göstermektedir. Tıkanırcasına
yeme/çıkartma alt tipinin daha patolojik boyutlara ulaşabildiği
gözlenmiştir. Örneğin bu alt tipe uyan hastalarda kişilik bozuklukları,
dürtü kontrol problemleri, hırsızlık, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı,
sosyal içe çekilme ve intihar girişimi daha sık görülebilmektedir.
Anoreksiya
genellikle ilk veya orta ergenlik döneminde, çoğunlukla bir diyet
dönemini takiben ve yoğun bir stres sonrası (anne-baba ayrılıkları vs. )
ortaya çıkmaktadır. Başlangıç yaşının ortalama 17 olduğu ve 40
yaşından sonra Anoreksiya’nın görülmediği kabul edilmektedir.
Anoreksiyada kadınların erkek oranı 20/1’dir. Yaygınlığı ise %1 olarak
bildirilmektedir.
Anoreksiya
Nervosa tanısı almış hastaların aile üyelerinde majör depresyon
sıklığının genel nüfusa oranla daha yüksek olduğu bilinmektedir. Bazı
bulgular hastaların ailelerinde yakın fakat sorunlu ilişkilerin söz
konusu olduğunu göstermektedir. Anoreksiya’nın ortaya çıkışındaki en
önemli etkenin toplumun dış görünüşe verdiği önem olduğu bilinmektedir.
Ergenlerde gözlenen bağımsız olma ve sosyalleşme çabaları ile aileden
uzaklaşma kimilerinde beden ile aşırı ilgilenmeye yol açmaktadır. Ergen
bir yandan kendini rahatsız eden düşünceler yerine kilosu ile uğraşmayı
seçmekte, diğer yandan kimlik oluşturma ve birey olma sürecinde bedenini
bir araç olarak kullanma çabası içine girmektedir.
Anoreksiya
Nervosa’ da prognoz oldukça değişkenlik gösterebilmektedir. Bireyin
hastalığı kabullenmemesi ve yardımı kabul etmemesi, hastalığın seyrini
olumsuzlaştırmaktadır. Sabırlı ve düzenli tedaviler sonrasında sağlığına
kavuşan hastalar görüldüğü gibi, pek çok olguda beden algısının
bozulması, aşırı kilo kaybı ve sonuçtaki komplikasyonlara bağlı olarak
bedensel yıkım gerçekleşir ve hastalık ölümle sonuçlanabilir. Anoreksiya
hastalarının bedensel yakınmalarına karışıldığında ve tedavi sonucu kilo
almaya tekrar başladıklarında yoğun direnç gösterdikleri görülmektedir.
Bu hastaların sosyal ilişkileri yetersizdir ve genellikle depresif duygu
durumu hakimdir.
Bazı
belirtileri ortak olduğu için Anoreksiya Nervosa ile Depresyon
birbirlerinden ayırt edilmelidir. Depresyonda iştah kaybı
görülebilmektedir ancak Anoreksiya hastası iştahını kaybetmez, o açlık
duygusunu yaşamasına rağmen bunu şiddetle kontrol etme çabası içindedir.
Anoreksiyanın pek çok belirtisi Somatizasyon Bozuklukluğu ile de
örtüşebilmektedir (kilo kaybı, kusma gibi). Ancak Somatizasayon
Bozukluğu’nda kilo kaybı aşırı değildir ve hastanın kilo alma kaygısı
bulunmamaktadır. Anoreksiya hastalarının yemek yemeden kaçınma
davranışları Sosyal Fobi’de de görülür ancak sosyal fobiklerin yemek
yemeden korkması yalnızca sosyal ortamlar ve koşullarla sınırlıdır.
Anoreksiya
Nervosa hastalarının %50’sinin aynı zamanda bir başka yeme bozukluğu
olan Bulimia Nervoza özellikleri gösterdiği bilinmektedir. Aşırı yeme ve
kusma gibi bu belirtiler hastalık başladıktan ortalama 1.5 yıl içinde
ortaya çıkmaktadır.
Anoreksiya
nervoza ile birlikte depresyon belirtilerinin, obsesif belirtilerin
ve kişilik bozukluğu özelliklerinin bulunması ayırıcı tanıyı
güçleştirebilir ya da birden fazla tanının kodlanmasını
gerektirebilir. Genç hastalarda ayırıcı tanıda aşırı kilo kaybına
neden olabilecek kronik hastalıklar, beyin tümörleri ve crohn
hastalığı ya da malabsorbsiyon sendromları gibi sindirim sistemi
hastalıkları vardır.

Bulimia Nervosa
Bulimia Nervoza
yineleyen aşırı yeme nöbetleri ve hastanın beden ağırlığını kontrol
etmekle aşırı uğraşması; bu nedenle yediği yiyeceklerin şişmanlatıcı
etkilerini azaltmak için aşırı çaba harcaması ile belirli bir
sendromdur. Bulimia; Yunan dilinde “öküz gibi acıkmak” deyimi
karşılığında kullanılmaktadır. Bu hastalık olağan dışı miktarlarda yemek
tüketimi dönemlerini izleyen bilinçli dışa atım yöntemlerini de
içermektedir. Kilo alımını engellemeye yönelik kullanılan bu yöntemler
genellikle; çıkartma, oruç tutma, aşırı egzersiz uygulama veya laksatif
kullanımından oluşur. DSM-IV Bulimia Nervosa’da oluşan zevke yönelik
yeme epizodlarını; “2 saatten daha az bir sürede pek çok insanın aynı
koşullarda yiyebilecekleri miktardan daha fazla yemek tüketimi” olarak
tanımlamaktadır. Zevk yemeleri tipik olarak gizlilik içinde olur;
genellikle bir stres faktörü tetikleyicidir, ve olumsuz duygulanımları
harekete geçirir; yalnızlık, sosyal ortamlarda yeme veya kilo alımı
konusunda endişelenme gibi. Bu zevke dayalı yeme, kişi rahatsızlık
verecek derecede tok olana değin devam eder. Bu süre içinde kişi yeme
davranışı ve tüketilen yemeğin miktarı üzerindeki kontrolünü kaybeder Bu
sürede tercih edilen yemekler genelde dondurma, çikolata, pasta gibi
çabuk yenebilen ve kalorili yiyeceklerdir.
Araştırmalar
göstermiştir ki bulimia olgularında hastalar, tıkanırcasına yeme
epizodları sırasında 2000 ile 4000 kalori almaktadır ki bu kalori
miktarı sağlıklı bir kişinin bir gün boyunca aldığı kalori miktarından
daha fazladır. Hastalar genellikle tıkanırcasına yeme davranışlarından
utanç duyarlar ve bunu saklama çabasındadırlar. Çoğunlukla tıkanırcasına
yeme epizodları sırasında kontrolü yitirdiklerinden yakınırlar.
Tıkanırcasına yeme epizodunu, pişmanlık duygusu içinde iğrenme,
tiksinme, huzursuzluk, kilo alma korkusu ve dışa atım çabası izler.
Bulimia hastaları dışa atımı genellikle parmak yardımı ile kusarak
yaparlar. Mide bulantısı ve kusma, zamanla bulimia hastalarında irade
ile gerçekleşebilmekte ve parmak, çatal vb. gibi maddelere
gereksinimleri dahi kalmamaktadır. Laksatif ve diüretik kötüye
kullanımı, yoğun egzersiz programı veya oruç tutma gibi diğer kiloyu
koruma yöntemleri de bulimia hastalarının vücut ölçülerini koruma çabası
dahilinde başvurdukları diğer yöntemlerdir. Çoğu insan zaman zaman
tıkanırcasına yeme nöbetlerine girebilir. 1982 yılında yayımlanan bir
araştırmaya göre üniversite öğrencilerinin %50’si arada sırada meydana
gelen tıkanırcasına yeme-arınma dönemleri geçirmektedir. DSM-IV
kriterlerine göre bu tür davranışlara hastalık boyutunda yaklaşmak ve
Bulimia tanısı koymak ancak bu dönemlerin üç ay boyunca haftada en az
iki kez gerçekleşmesi sonrasında mümkündür.
Anoreksiya
Nervosa’da olduğu gibi Bulimia hastaları için de kilo alımının yarattığı
kaygı oldukça yüksektir. Yine Bulimia Nervosa’da da Anoreksiya’da olduğu
gibi kişinin vücudunun görünüşünü algılamasında bozulmalar meydana
gelmektedir ve bu kişiler normal ağırlıkta olsalar dahi kendilerinin
kilolu olduklarına inanabilmektedirler.
DSM-IV Bulimia
Nervosa’yı iki alt tipe ayırmaktadır: Çıkartma olan ve çıkartma olmayan
tip. Çıkartma olmayan tipe eşlik eden davranışlar; oruç tutma, aşırı
egzersiz yapma veya laksatiflerin kullanımıdır. Çıkartma olan tipe
oranla daha sıktır. Ayrıca bu tip hastalar tıkanırcasına yeme
dönemlerini daha az yaşamakta ve hastalık şiddetinin daha hafif olduğu
gözlenmektedir.
Bulimia Nervosa
ergenlik ve erken yetişkinlik dönemlerinde başlar. Bulimia hastalarının
%90’ını kadınlar oluşturur. Kadınlar arasındaki sıklığının % 1 ile 2
arasında olduğu bilinmektedir. Bulimia hastalarının öykülerine
bakıldığında pek çoğunun önceleri aşırı kilolu olduğu ve hastalık
semptomlarının bir diyet dönemi ile başladığı görülür. Bulimia
hastalarında abartılı yeme dönemleri olduğu için, hasta kliniğe
başvurduğunda zayıflamış olması beklenmemelidir, bazen normal kiloda ve
hatta fazla kilolu dahi olabilirler, oysa anoreksia hastaları kliniğe
her zaman aşırı zayıflamış halde başvururlar.
Bulimia
hastaları Anoreksiya’da olduğu gibi yardımı reddetmezler. Aşırı yeme ve
kusma epizodlarından sonra suçluluk duymalarına ve bu davranışları
gizleme çabası içinde olmalarına rağmen istekle yardım ararlar. Uzun
dönem takipler Bulimia teşhisi ile tedavi edilen hastaların yarısından
fazlasının beş yıl içinde sağlıklarına kavuştuklarını göstermektedir.
Ancak hastalığın seyri, kusma sonucu ortaya çıkan belirtilerin şiddetine
de bağlanmaktadır. Uzun süren vakalarda ilişkilerde bozulma, iş
yaşamında sorunlar ve kendilik değerinde azalma görülebilmekte, bu tür
etmenlerin klinik açıdan ele alınmasında fayda olduğu bilinmektedir.
Bulimia Nervosa
tanısı konmuş hastalarının pek çoğunun aile öyküleri incelendiğinde,
sorunlu aile ilişkileri göze çarpar. Hastalar anne-babalarını “uzak ve
reddedici” olarak tanımlarlar. Yeme nöbetlerinin anne ile bütünleşmeyi
temsil ettiği, ancak sonrasında anneden ayrışma ve bireyselleşme
çabasının dışa atım, kusma davranışları olarak kendini gösterdiği
düşünülmektedir.
Bulimia
hastaları Anoreksiyadan farklı olarak dışa dönük kimselerdir. Bunun
yanında kızgın ve dürtüsel oldukları da gözlenmiştir. Bulimia
hastalarının dürtü kontrolünde yaşadığı problemler nedeniyle pek çok
sorun da beraberinde kliniğe taşınmaktadır. Madde kötüye kullanımı,
emosyonel dengesizlik ve intihar girişimlerine de bu hastaların
hikayelerinde sıklıkla rastlanmaktadır. İlginç bir araştırma da
Bulimianın çalma alışkanlığı ile pozitif ilişkisini ortaya koymuştur.
Hırsızlık alışkanlığı olan bulimia hastalarının aynı zamanda madde
bağımlılığı ve diğer suçlara da yatkınlığı gözlenmiştir. Bulimia Nervosa
pek çok diğer psikiyatrik hastalık ile birlikte anılmaktadır; özellikle
depresyon, kişilik bozuklukları, ve anksiyete bozuklukları. İkiz
denekler kullanılarak yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre Bulimia
ve depresyon genetik açıdan birbirleri ile ilişkilidirler.
Bulimia
Nervoza'nın
a) yineleyen
kusmalara yol açan üst gastrointestinal sistem hastalıkları
b) kişilikteki
daha yaygın bir bozukluk
c) depresif
bozukluk,
tan ayırt
edilmesi gereklidir.
|