Category Archives: Genel
Uykusuzluk
Uykusuzluk (İnsomnia)
Yetişkin bireylerin %10 – %15 ‘lik bir kısmını etkileyen uykusuzluk problemi uykuya dalmakta güçlük, uykuyu sürdürememe, sık sık uyanma ve uykunun dinlendirici olmaması şeklinde tanımlanır. İlerleyen yaşlarda ve kadınlarda görülme sıklığı daha fazla olan uykusuzluk; bilişsel ve psikomotor performans kaybına, düşük yaşam kalitesine, iş hayatında ve okulda devam problemlerine neden olur. İlerleyen aşamalarda duygudurum bozuklukları ve anksiyete bozuklukları ile madde kullanımına da neden olabilirken, tam tersi şekilde duygudurum bozuklukları – anksiyete bozuklukları ve madde kullanımı da uykusuzluğa neden olabilir.
Uykusuzluk Problemi yaşanış süresine ve durumuna göre “Akut Uykusuzluk” ve “Kronik Uykusuzluk” olarak iki alt tipe ayrılır.
Akut Uykusuzluk
1 gün ile 2 hafta arasında süren uykusuzluk dönemlerine denir. Stres, ani gelişen tıbbi hastalıklar, kafein ve alkol kullanımı, yabancı mekanda bulunma, jetlag gibi durumlardann kaynaklanabilir. Uykuya dair kaygı geliştirme gibi sebepler ile artan bir uykusuzluk döngüsü oluşturmaz ise genellikle kendi kendine düzelir.
Kronik Uykusuzluk
Kronik uyku bozuklukları birincil ve ikincil kronik uyku bozukluğu olmak üzere iki tipe ayrılır. Birincil kronik uyku bozukluklarında uykusuzluk ve sonuçlarının yol açtığı anksiyete bozukluğu, uyku ile hastanın algıladığı uyku arasındaki tutarsızlığın olduğu uyku bozukluğu, idiopatik uykusuzluk alt tipler olarak sıralanabilir.
İkincil kronik uyku bozuklukları ise,
Psikiyatrik hastalıklar, Uyku Bozuklukları, Huzursuz Bacak Sendromu, Sirkadiyen Ritm Bozuklukları, Madde Kullanımı, İlaçlar ve Nörolojik Bozukluklar Sıralanabilir.
Sağlıklı ve Kaliteli Bir Uyku İçin
- Uykuya dalmadan önce çok aç ya da aşırı tok olmamalısınız.
- Uyumadan bir kaç saat öncesinde kafeinli, alkollü içeceklerden kaçınmalısınız.
- Uykunuz gelmeden yatağa girmemelisiniz.
- Yatağa yattınız ve uyuyamıyorsanız uyku ile savaşa girmeden yataktan kalkın ve sizi zihnen dinlendirecek aktivitelerle uğraşın.
- Yatak odasını cinsellik ve uyku dışında kullanmayın.
- Uyku ortamını ayarlayın. Sıcaklığı çok sıcak veya soğuk olmayacak şekilde ayarlayın. Ses ve ışık izolasyonuna dikkat edin.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
DEHP yani Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu çocukluk çağında dikkat dağınıklığı, aşırı hareketlilik, dürtüsellik ile kendini gösteren çocukluk çağında başlayıp ergenlikte şekil değiştiren bir tür bozukluktur. Erişkinlik döneminde de zaman zaman görülebilmesine rağmen en önemli belirtilerini 4-5 yaşlarından itibaren göstermeye başlar ve ilkokul 1.sınıfta ortaya çıkar. Erkek çocuklarda görülme oranı kız çocuklarına göre daha yüksektir. Erkek çocuklarda daha çok aşırı hareketlilik (hiperaktivite) ve dürtüsellik belirtileri gözükürken; kız çocuklarında dikkat eksikliği belirtileri daha fazla görülür. Bazı vakalarda birbirinden bağımsız olarak ta hiperaktivite ve dikkat eksikliği görülebilse de, pek çok olgu da bu iki durum bir arada ortaya çıkar.
DSM sınıflandırmasında en son 1994’teki sınıflamada dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu terimi altında üç tip tanımlanmıştır.
DEHB/birleşik tip,
DEHB/dikkat bozukluğunun önde olduğu tip
DEHB/ hiperaktivitenin önde olduğu tip
Dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik temel belirtilerdir ve bu belirti kümeleri çocuğun içinde bulunduğu ortama ve yaşam çevresine göre değişiklik gösterebilmektedir.
Hiperaktivite: Çocuğun yaşına göre aşırı hareketli olması ve bu davranışının anaokulu, okul ve soyal çevre gibi durumlarda problemlere yol açmasıdır.
Belirtileri
-
Oturduğu yerde devamlı kıpır kıpır hareketlidir.
-
Sınıf içerisinde derste yerinde oturamaz kalkıp gezinir.
-
Oyun ya da eğlence etkinliklerini sakince sürdürmede zorlanır.
-
Çoğunlukla hareket halindedir. uygunsuzca gezer, tırmanır.
-
Çok fazla konuşur.
Dürtüsellik: Çocuğun içinden gelen davranışları kontrol altına alamaması olarak tanımlanır. Bu çocuklar genelde oldukça aceleci, sabırsız, sırasını bekleyemeyen, başkalarının sözünü kesen, isteklerini erteleyemeyen ve davranışlarının sonucunu düşünmeden aklına estiğ gibi hareket eden çocuklardır.
Belirtileri
-
Kendisine sorulan bir şeyde soru bitmeden cevaplamaya kalkar.
-
Sırasını beklemekte zorlanır.
-
Bir konuyu rahatsız edici biçimde böler, etrafına sataşır.
Dikkat Eksikliği: Dikkat ve konsantrasyonunu belirli bir konu veya durum üzerinde yaşının gerektirdiği şekilde toplayamamadır.
Belirtileri
- Ödevlerinde ya da oyununda dikkatini sürdürmekte zorlanır.
- Kendisi ile konuşulduğunda dinlemiyor gibi görünür.
- Dışarıdan gelen uyarılar kolayca dikkatini çeler.
- Okul ödevinde ya da diğer çalışmalarda dikkatsizliğinden dolayı ayrıntıları kaçırır ve hatalar yapar.
- Sık sık unutkanlıklar yaşar, ödevin
Yukarıdaki maddelerin 7 yaşından önce başladığı ve en az iki ortamda görüldüğü durumlarda DEHB tanısı düşünülmelidir.
Sorularınız – Cevapları
Sizlerden her gün onlarca mail ile sorularınızı alıyor ve sorularınızı ilgili konunun uzmanı psikoloğumuza göndererek cevaplanmasını sağlamaya çalışıyoruz. Kimi zaman yoğunluktan dolayı cevaplamakta gecikebiliyor veya sorularınız gözden kaçabiliyor. Bu durumu önleyebilmek ve sorularınıza daha kolay cevap bulabilmeniz amacı ile sitemizde soru – cevap bölümümüzü açıyoruz. Siz de aşağıdaki formu doldurarak psikoloji alanındaki sorularınızı bize iletirseniz, cevapları ile birlikte sayfamızda yer alacaktır. Aynı soruyu merak eden pek çok kişinin de sorusunu bu şekilde cevaplamış olacağız. Sorularınızda ve cevaplarda gizliliği ihlal edecek hiç bir içeriğin olmayacağına emin olabilirsiniz. Psikologlarımız ve editörlerimiz bu konuda oldukça hassas olacaklardır.
Ve bir de sürprizimiz var. Her ay en beğenilen ve en çok paylaşılan sorunun sahibine hediye bir kitabımız olacak.
Yayınlanmış Soru ve Cevaplar İçin Tıklayın
Çocuk Gelinler
Çocuk yaşta evlendirilen gencecik kızlar ve yaşadıkları dramlar. Ne yazık ki toplumumuzun kanayan bir yarası olmaya devam ediyor “Çocuk Gelinler”. Ve bilinçlendirme olmaz, aileler eğitilmez ve kanunların uygulaması ile denetlenmesi yetersiz kalırsa daha da devam edecek gibi gözüküyor. Tüm toplumu ilgilendiren, şimdiki nesillerden gelecek nesillere sorunları aktaracak bir konu çocuk gelinler. Geçtiğimiz günlerde yine bir intihar haberi ile gündeme gelen bu konu hakkındaki röportajımız.
Ailesinden Ayrı Yaşayan Çocuklar – Savaş Çocukları , Sokak Çocukları
Ailesinden Ayrı Yaşayan Çocuklar
Bir çocuk için en önemli şeyin anne-baba sevgisi olduğunu söylersek, ebeveynlerinden birinden hatta her ikisinden de ayrı olan çocukların ne kadar büyük bir eksiklik duyabileceklerini söylememiz yanlış olmaz. Yaşamlarının her yanını sarmıştır kaygı duygusu, yanlarında bulunan kişinin de gideceği kaygısı, gelecek kaygısı, sevgi kaygısı. Bazı durumlarda yanlarında da kimse olmaz ve büyük bir yalnızlık içinde hissederler kendilerini, burada bazı çocuklar üvey anne veya üvey baba ile yaşamak zorunda kalırlar. Üvey anne veya baba ile yaşamak ta ayrı problemler getirebilir çocuğa. Burada üvey anne veya üvey babanın çocuğa davranışları, öz anne veya babanın davranışları ve çocuğun yaşı çok önemlidir. Doğru bir şekilde lanse edilen, çocukla iyi bir ilişki kuran üvey anne veya üvey baba kimi zaman çocuklar için çok faydalı da olabilir. Fakat doğru bir şekilde lanse edilmeyen ve davranışlarını ayarlayamayan üvey anne veya babalar olumsuz olarak ta etkileyebilir çocukları. Bu çocuklar öz annesini – babasını yeni biriyle paylaşma sorunu yaşayabilirler, üvey olanı kıskanırlar ve öz anne veya babasının onu artık eskisi gibi sevmeyeceğini düşünebilirler. Çocuğun yaşına bağlı olarak (alt ıslatma, öfke, ders başarısında düşme) gibi uyum ve davranış problemleri de görülebilir.
Sokak Çocukları
Pek çok sebepten ötürü çocuklar evlerinden olabilir ve bir sokak çocuğu haline gelebilirler. Evde dayak yiyip sonra bu şiddete dayanamayıp sokağa düşen, aile zorlaması ile güç koşullarda yaşamaya çalışan, çeşitli sebeplerle madde bağımlılığı geliştirip bu çocuklarla bir arada yaşayan çocuklardır sokak çocukları. Günümüzün en önemli konularından birisidir aslında bu konu, çünkü dünyada teknolojik açıdan inanılmaz gelişmeler yaşanırken maalesef sokak çocuklarının sayısında artış yaşanmaktadır. Risk altında çocuklar değerlendirmesinde en önemli etken, çocukluk dönemlerinde yaşlarına uygun olmayan, tehlike ve riskleri içeren bir yaşam içerisinde olmaları gelmektedir. Her çocuğun doğal hakkı olan yaşına uygun bir yaşam yaşama boyutunun bu çocuklarda gerçekleşmediği gözlenmektedir. Gelişimin temel kurallarından olan her çocuk yaşının gerektirdiği yaşamı yaşamalıdır ilkesinin bu kategoride yer alan çocuklarda gerçekleşmediği görülmektedir. Oyun çağındaki çocuğun oyun oynaması, okul çağındaki çocuğun okula gitmesi gerekirken, bu çocukların, yaşamlarını başka şekilde tehlikeli ve gelişimlerini engelleyen boyutlarda geçirdikleri görülmektedir.
Bu konuda yapılan çalışmalarda, klasik olarak, sokak çocuklarının iki temel grupta değerlendirildiğini görmekteyiz. Bunlar gerçekten bu tanıma uyan sokak çocuğu; yani evi olmayan, sokakta yaşayan çocuklar ile sokakta çalışıp, akşam evine dönen; yani bir evi olan, akşamları düzenli olmasa da evine dönen çocuklar olarak gruplandırılmaktadırlar.
Oğuz Polat hocamızın tanımı ile son bir değerlendirme yapacak olursak “Sokak çocukları yaşının rolünü yaşayamayan başka bir deyişle oyun oynama, okula gitme, akşam evinde anne, baba ve kardeşleriyle birlikte olma gibi doğal gereksinimlerinin karşılanamadığı bir ortam olan sokakta yaşayan ve her türlü tehlikeye açık bir ortam içinde yaşayan, gelecekte suça itilme potansiyeli çok yüksek olan çocuklardır. Özellikle İstanbul gibi büyük metropollerde sayıları oldukça fazla olan sokak çocuklarının rehabilitasyonunda psikologlara, çocuk psikologlarına, psikiyatr, sosyal hizmet uzmanı gibi pek çok meslek dalına önemli roller düşmektedir. İstanbul’da psikolog olarak bu sorunun çözülmesi noktasındaki çalışmaların çok daha ilerlemesi gerektiği kanısındayım.
Savaş Çocukları
Savaş çocukları olarak savaşın içinde yaşayan çocuklar ile birlikte mülteci çocuklarını ve göç yaşayan çocukları da sayabiliriz. Ülkemizde maalesef bu tür göç sonucu sıkıntılı bir hayata girmiş pek çok çocuk vardır.
Birde savaşın çocukları vardır tabi, Filistin de, Bağdat’ta, Suriye’de savaşın içinde büyümüş çocuklar. Okul yerine sığınaklara gitmiş çocuklar, kaygıyla, şiddetle, savaşla iç içe büyümüş çocuklar. Evlerinde anne-baba kardeşleriyle rahat bir şekilde oturamadılar, arkadaşlarıyla sokakta oyun oynayamadılar, okullarına gidemediler. Yani en doğal gereksinimlerini yerine getiremediler. Çocuk olamadılar. Şiddetin, ölümün, savaşın içinde büyüdüler. Maalesef bu sıkıntılar, bu yetersizlikler içinde yetişmiş çocukların da hem psikolojik hem de fiziksel olarak pek çok problemleri olabilir. Hem psikologlar olarak hem de toplum olarak bize düşen görev; bu çocuklarımıza sahip çıkmak; onları toplumdan dışlamak değil, topluma kazandırmaya çalışmaktır..